17 Mayıs 2011 Salı


Çocukken,denizde,en derine dalıp kum çıkarmak gibi çok "mühim" bir faaliyetimiz vardı.Yumuşacık kum avuçlarımızın içinde sımsıkı tuta tuta yukarı doğru çıkarkenki "yapabilmişlik" hissi ancak çocuk ruhlarımızın anlayabileceği birşey..
Aynı şeyi yapıyorum "büyük" ruhumla..
uzunca süredir..
kendi derinlerime dalıp avucumun içindekilerle yüzeye dönüyorum..
ama bu sefer çıkardığım şeyler çocuk zamanlardaki gibi yumuşak,ipeksi kum tadında değil...üstelik insana o "yapabilmişlik" hissini de vermiyor..uzunca süre bakakalıyorsun avucundakilere..
hatta bazen bakamıyorsun bile..atmak istiyorsun elinden hemen..
derinlerinde tuttuğun şeyleri görünce avuçlarında,şaşırasın,bağırasın,ağlayasın geliyor bazen..bazen isyan edesin geliyor..hep aynı şeyler çıkıyor bir müddet..
kızıyorsun derinlerine,hala mı bunlar diye..
Bazen yükte hafif paha da ağır kalbin avuçlarında çıkıyorsun o derinlerden..
kalbine bakakalıyorsun...
Bazen küçük bir çocuk çıkarıyorsun derinlerden..uzun,sırma saçlarıyla..pembe yanaklı..masum..pasparıl..
"çocuk" gücüne,"çocuk" kalbine,saflığına,temizliğine bakakalıyorsun...
"sen" çıkıyorsun uzundur bi de.
ısrarla..
olsun..
alıştım..
çok yol katettim..
artık avuçlarıma batmıyorsun eskisi kadar..derinlerden çıkarırken seni yukarıya doğru,külçeleşmiyor ellerim,ruhum..
ama yine de çıkıyorsun...olsun...çıkacaksın tabii..
zaten oradasın kimbilir kaç yaşamdır..
işte böyle..
derinlere dalıp çıkarabildiğim kadarını çıkarmaya çalışıyorum uzun zamandır..
ve ne kadar çok şey biriktirmişim,hayret ediyorum..
zor..kabul..ama kalan herşey yük,ve hafiflemek lazım yola devam etmek için..
daha berrak görebilmek için "ben"i ve etrafımı neyi neden yaşadığımı..
hikaye orada saklı çünkü..en derinde..
Babam birkeresinde şöyle demişti:
"Zihin bir balona benzer,ne kadar çok bilgi üflersen içine,balonun dış yüzeyi de o kadar bilinmezlikle temas edecektir"..yeni yerler keşfetmeye başlayacaksın..
ve balonunun genişlediği her an,her can gibi bilinmeyen seni korkutucak..tedirgin edicek..korkularınla yüzleieceksin..
korkuna rağmen adım atabilmekle yüzleşeceksin..
tanımlamaya çalışıcaksın..yeni parametreler oluşturacaksın..
ama herşey değişiyor,dünya değişiyor..hiç birşey sabit kalmıyor hayatta..
parametrelerin de değişecek..
Akmalısın..katılaşmamalısın..
Katılaşmamak için,içinde biriktirdiğin,artık işine yaramayan herşeyi,bütün posaları dışarı çıkarmalısın..
yorulmadan,yılmadan en derinlere dalarak avuç avuç temizlemelisin içini..
ki kalbin,o muhteşem ışığıyla öyle bir parlasın ki,evrenin diğer ucundan görülebilsin diğer kalplerce..
yolumuz apaçık olsun..


11 Ocak 2011 Salı


Beni dinle.
Ağladığını duyuyorum.
Sesin karanlığı geçip, bulutlardan süzülüp, yıldızların ışığında parlayıp,
güneşin ışığında kalbimin yolunu buluyor.
Kapana kısılmış bir tavşanın çığlığı, annesinin yuvasından düşmüş bir serçe,
bir gölde umutsuzca çırpınan çocuk bana acı verir.



Seni duyduğumu bil. Huzurlu ol. Sakin ol.
Acının sebebini ve ilacını biliyorum ve sana kurtuluşunu getiriyorum.
Yıllar içinde dağılan çocukluk hayallerine ağlıyorsun.
Başarısızlıkla yıkılan özgüvenine ağlıyorsun..
Harcanan yeteneklerine ağlıyorsun.
Acıyla kendine bakıyorsun ve havuzda gördüğün aksine dehşetle sırtını
dönüyorsun. Utancın kansız gözleriyle sana bakan bu insanlığın yüz karası da kim ?
Tavrının asaleti, bedeninin güzelliği, zihninin açıklığı, dilinin zekası ?
Kim çaldı onları ? Hırsızın kim olduğunu biliyor musun, benim gibi ?
Babanın tarlasında başını çimenden yastığına koyduğunda ve bulutlar
katedraline baktığında, Babil 'in tüm altınlarının bir gün senin olacağını
düşünmüştün. Kitaplardan okudukça, tabletlere yazdıkça, Süleyman 'ın
tüm bilgeliğinin sana geçeceğine inanmıştın.
Ve mevsimler yıllara dönüşürken, kendi Cennet Bahçe 'nde yüce
hükümranlığını sürdürecektin. O planları, hayalleri, umut tohumlarını içine kimin
ektiğini hatırlıyor musun ?Hatırlayamazsın.
Annenin rahminden çıktığın ve benim elimi yumuşak alnına dayadığım o anı hatırlayamazsın. En iyi dileklerimin senin olması için kulağına
fısıldadığım sırrı hatırlayamazsın.
Sırrımızı hatırlıyor musun ? Hatırlayamazsın.
Geçen yıllar, anılarını yok etti, zihnini korku, şüphe, endişe,
nefretle doldurdu. O canavarların barındığı yerde artık neşeli anılara yer
yok.
Ağlama artık. Ben seninleyim. ve bu an yaşamının dönüm noktası. Her
şey, tıpkı annenin rahminde geçirdiğin zaman gibi geçip gitti. Geçmiş
öldü.
Bugün sen, yaşayan ölü olmaktan kurtuluyorsun.
Bugün ağzımı ağzına koyuyorum, gözlerimi gözlerine, ellerimi
ellerine ; ve etin sıcak yine.
Bugün sana gelmeni emrediyorum. Mahşerin mezarından çıkıp yeni bir
hayata başlayacaksın.
Bugün senin doğum günün. Bu senin yeni doğum günün.. İlk yaşamın.
Tıpkı bir tiyatro oyunu gibi, öncekiler yalnızca provaydı. Bu kez perde kalktı.
Bu kez dünya izliyor ve alkışlamak için bekliyor. Bu kez kaybetmeyeceksin.
Mumlarını yak. Pastanı kes. Yeniden doğdun. Kozasından çıkan bir
kelebek gibi uçacaksın.dilediğin kadar yüksekten uç. Başında benim elimi
hisset.
Benim bilgeliğime katıl.
Doğarken duyup, unuttuğun sırrı, seninle yine paylaşmama izin ver.
SEN BENİM EN BÜYÜK MUCİZEMSİN.
SEN DÜNYANIN EN BÜYÜK MUCİZESİSİN.
Bunlar duyduğun ilk sözcüklerdi. Sonra ağladın. Herkes ağladı. O
zaman bana inanmadın.ve bu inançsızlığını giderecek hiçbir şey olmadı, bunca
yıldır. En aşağılık işleri bile beceremediğini düşünürken nasıl bir mucize
olabilirsin ? En önemsiz sorumluluklarla yüklenmişken ve kendine güvenini
kaybetmişken nasıl bir mucize olabilirsin ? Borç içine batmışken ve yarınki
ekmeğini nasıl kazanacağını düşünerek uyuyamazken, nasıl bir mucize olabilirsin ?
Yeter. Olan oldu artık. Oysa kaç peygamber, kaç bilge, kaç şair, kaç
ressam, kaç besteci, kaç bilim adamı, kaç filozof ve mesih gönderdim, hepsi
de ilahiliğinden, tanrısal potansiyelinden ve başarının sırlarından bahsediyorlardı. Onlara nasıl davrandın ?
Hala seni seviyorum ve şu anda bu kelimelerle seninleyim. Tanrı 'nın insanların yaralarını iyileştirmek için elini ikinci kez onların üzerine
koyacağını söyleyen peygamberi doğrulamak için.
Elim yine üzerinde.
Bu ikinci kez.
Sen benim kalıntımsın.
Bunu söylemeye gerek yok, bilmiyor muydun, duymamış mıydın, en
başında sana söylenmemiş miydi ; dünyanın yaradılışından anlamamış mıydın ?
Bilmiyordun, duymamıştın, anlamamıştın.
Sana özel bir eser olduğun söylenmişti ; sebepleri asil, şekil ve hareketleri etkili, hayranlık verici ve meleksi, Tanrı gibi anlayışlı.
Sana toprağın tuzu olduğun söylenmişti. Sana dağları bile oynatmanın
sırrı verilmişti, imkansızı başarmanın. Sen kimseye inanmadın. Mutluluk
haritanı yaktın, zihninin huzurundan vazgeçtin, zafere giden kaderinin
yolundaki mumları söndürdün, sonra tökezledin, kayıp ve korkmuş bir halde,
kendine acımanın karanlığında, kendi yarattığın cehenneme düşene dek..
Ağladın sonra. Seni düşüren talihine küfür edip, göğsüne vurdun.
Kendi miskin düşüncelerinin sonuçlarını kabul etmedin, tembelliğinin ve başarısızlığının sorumluluğunu yükleyecek bir günah keçisi aradın.
Hemen de buldun.
Beni suçladın.
Engellerinin ,başarısızlığının, fırsat bulamamanın Tanrı 'nın isteği olduğunu haykırdın.
Yanılıyordun !
Elimizdekilere bir bakalım. İlk önce engellerine bakalım.. Araçların olmazsa,
yeni bir yaşam kurmanı nasıl isterim ?
Kör müsün ? Güneşin doğup battığına şahitlik etmiyor musun ?
Hayır görüyorsun. ve gözlerine yerleştirdiğim yüz milyonlarca alıcı,
yaprağın büyüsünden, bir kar tanesinden, bir gölden, bir kartaldan,
bir çocuktan, bir buluttan, bir yıldızdan, bir gülden, bir gökkuşağından
ve aşk dolu bir bakıştan zevk almanı sağlıyor. Hayır duası et.
Sağır mısın ? Bir bebek sen duymadan gülüp ağlayabilir mi ?
Hayır. Duyuyorsun.kulaklarına yerleştirdiğim yirmi dört bin tel, ağaçlardaki
rüzgarla titreşiyor ; kayalıklardaki gelgitle, operanın haşmetiyle, bülbülün
çığlığıyla, oyun oynayan çocukların cıvıltısıyla ve "seni seviyorum" sözcükleriyle. Yine şükret.
Dilsiz misin ? Dudakların ileri geri oynayıp yalnızca tükürük mü
üretiyor ?
Hayır. Konuşabiliyorsun.diğer hiçbir yaratığımın yapamadığı bir şey bu.
Sözcüklerin sinirliyi sakinleştiriyor, umutsuza umut veriyor,
vazgeçeni heveslendiriyor, yenilmişe destek veriyor, cahile öğretiyor.ve "seni
seviyorum" diyor. Tekrar şükret.
Sakat mısın ? Muhtaç vücudun yer mi işgal ediyor ?
Hayır. Hareket edebiliyorsun. Sen ufak bir alana hapsolmuş rüzgar ve
dünya tarafından rahatsız edilen bir ağaç değilsin. Gerinebilirsin, koşup
dans edip, çalışabilirsin, sana beş yüz kas, iki yüz kemik ve yedi mil
sinir teli verdim, hepsini ben ayarladım senin için. Yine şükret.
Sevilmiyor ve sevmiyor musun ? Gece ve gündüz, yalnızlık mı
sarmalıyor seni ? Hayır. Artık değil. Artık sırrını biliyorsun, sevgiyi alabilmek
için onu karşılık beklemeden vermelisin. Kendini iyi hissetmek, tatmin olmak
ya da gurur için sevmek, sevmek değildir. Sevgi karşılığı beklenmeyen bir
ödüldür.
Bencil olmadan sevmenin artık başlı başına bir ödül olduğunu biliyorsun.
Sevgi karşılık bulmasa da kaybolmaz, verdiğin sevgi sana geri döner, kalbini
temizler ve yumuşatır. Bir daha şükret. İki kere şükret !
Kalbin mi zayıf ? Kanıyor mu ya da yaşamını sürdüremiyor mu ? Hayır.Kalbin
güçlü. Göğsüne dokun ve ritmi hisset. Kalbin saatlerce, günlerce, gecelerce
atıyor. Her sene otuz altı milyon vuruş yapıyor. Altmış bin damardan
yılda altı yüz galon kan pompalıyor. İnsanoğlu asla böyle bir makine icat
edemedi.
Tekrar şükret.
Bir cilt hastalığın mı var ? Sen yaklaşınca insanlar korkuyla kaçıyorlar mı
? Hayır. Cildin temiz ve bir harika, onu yalnızca sabunlaman ve ona
bakman gerekiyor. Zaman içinde tüm çelikler yıpranır, paslanır ama cildine
bir şey olmaz. En güçlü metaller bile kullanıldıkça yıpranır, ama seni
sardığım o tabaka yıpranmaz. Sürekli kendini yeniler, eski hücreler yerini
yenilere bırakır. Tekrar şükret. Ciğerlerin mi kirli ? Yaşamın nefesi vücuduna girerken zorlanıyor mu ?
Hayır. Yaşama açılan lombarların kendi yarattığın en pis ortamlarda
bile sana destek oluyor ve sana yaşam veren oksijeni getirip vücudunu
artık gazlardan arındırıyorlar. Bir daha şükret.
Kanın zehirli mi ? Su ve cerahatle mi dolu ?
Hayır. Kanının içinde yirmi iki trilyon kan hücresi, her hücrede
milyonlarca molekül ve her molekülün içinde, her saniyede on milyon defadan fazla
titreşen bir atom var. Her saniye iki milyon kan hücren ölüyor,
yerine iki milyon yeni hücre geliyor ve bu doğduğun günden beri oluyor. Her
zaman içinde olan, şimdi dışında da oluyor. Bir kez daha şükret.
Aklını kullanamıyor musun ? Artık kendi kendine düşünemiyor musun ?
Hayır.
Beynin evrendeki en karmaşık yapı. Biliyorum. İçinde on üç milyar sinir hücresi var, dünyadaki insan sayısından çok daha fazla.. Her gördüğünü, her sesi, her tadı, her kokuyu, her hareketini doğduğundan beri dosyalıyor.
Hücrelerinin içine, bin milyar protein molekülü yerleştirdim.
Yaşamındaki her olay yalnızca hatırlanmayı bekliyor orada. Ve beynine vücudunun
kontrolünde yardımcı olsunlar diye, vücuduna dört milyon acı hissini
sağlayan yapı, beş yüz bin dokunma detektörü ve iki yüz binden fazla
ısı detektörü koydum. Hiçbir devletin altını senden daha iyi korunmuyor.
Hiçbir antik harika senden daha yüce değil.
Sen benim en iyi eserimsin.
İçinde, dünyanın en büyük şehirlerini yok edebilecek ve yeniden
kurabilecek güçte atom enerjisi var.
Fakir misin ? Cüzdanında hiç altın ya da gümüş yok mu ? Hayır. Sen
zenginsin. Şimdi servetini birlikte daha iyi hesapladık.
Listedekileri tekrar say ve iyice öğren.
Neden kendine ihanet ettin ? Neden tüm hayır dualarının elinden
alındığını düşünüp de ağlıyorsun ? Neden güçsüz olduğuna ve hayatını
değiştiremeyeceğine inanarak kendini aldatıyorsun ? Yeteneğin,
duyuların, zekan, zevklerin, içgüdülerin, hislerin ve onurun yok mu? Umudun yok
mu ?
Neden gölgelerde sürünüyorsun, cehennemin rutubetine çağrılmayı
bekleyen yenik bir dev gibi ?
Çok şeyin var. Hayır duaların bardağından taşıyor. Onları sana öyle
bir cömertlik ve sıklıkla verdim ki lüks içinde şımarmış bir çocuk
gibisin, onların farkında değilsin.
Cevap ver bana.
Kendine cevap ver.
Yaşlı, hasta, sakat, muhtaç ama zengin bir adam, senin hafife aldığın o
kutsallığa sahip olabilmek için, kasasındaki tüm altını verirdi.
O halde, mutluluk ve başarının ilk sırrını öğren.. Bu senin hazinen,
bugünden başlayarak yeni ve daha iyi bir gelecek kurmana yarayacak araç gereç.
O yüzden şimdi sana diyorum ki şükretmen gerekenleri gör ve şimdiden benim
en büyük eserim olduğunu bil. Bu yaşayan bir ölü olmaktan kurtulmanı
ve dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirmeni sağlayacak ilk kural.
Yoksulluk içinde öğrendiğin derslere şükret. Çünkü az şeyi olan,
fakir değildir ; yalnızca çok isteyen fakirdir. Gerçek güvenlik insanın
sahip olduklarında değil, sahip olmadıklarındadır. Başarısızlığına sebep
olan engellerin nerede ? Onlar yalnızca senin zihnindeler.Şükretmen gerekenleri gör.
İkinci kural da birinciye benziyor. Nadideliğini ilan et !
Kendini ufak tefek şeylerle uğraşmaya mahkum ettin ve orada başarısızlığını
affedemeyerek, kendi nefretinle kendini yok ederek, kendini cezalandırarak,
kendine karşı ve başkalarına karşı işlediğin suçlardan iğrenerek öylece yatıyorsun.
Şaşkın değil misin ?
Sen kendini affedemezken, benim seni nasıl olup da affettiğimi,
günahlarını ve acınacak halini nasıl bağışladığımı anlayamıyorsun. Şimdi sana üç
neden sayıyorum. Bana ihtiyacın var. Sen sıradanlığın gri yığını içinde,
yok oluşa doğru giden bir hayvan sürüsü değilsin. Ve sen bir nadidesin !
Rembrandt 'ın bir resmini, Degas 'ın bronz bir heykelini, Stradivarius 'un
bir kemanını ya da Shakespeare 'in bir oyununu düşün. Bu kadar
değerli olmalarının iki nedeni var. Onların yaratıcıları ustalardır ve
sayıları azdır. Ayrıca onların bir eşine rastlamak mümkündür.
Bu yüzden sen dünya üzerindeki en değerli hazinesin, çünkü seni kimin
yarattığını biliyorsun ve sen yalnızca bir tanesin. Dünya kurulduğundan
beri, senin tıpatıp aynın bir kişi daha olmamıştır.. Dünyanın sonu
gelene kadar da asla, senden bir tane daha olmayacaktır.
Özelliğinin ve tekliğinin hiçbir zaman farkına varmadın. Yine de
dünyadaki en nadide varlıksın.
Yüce aşk anında babandan sayısız aşk tohumu aktı, dört yüz milyondan
fazla.
Hepsi, annenin içinde yüzerken öldü. Bir tanesi hariç ! Sen.
Annenin sevgi dolu sıcaklığında yaşadın, diğer yarını, annenden tek
bir
hücre, iki milyon tanesi ancak bir meşe palamudunu dolduracak kadar ufak bir
hücre arayarak.
Yine de sen tüm imkansızlıklara rağmen o karanlık ve felaket okyanusunda
yaşadın, o ölümsüz hücreyi buldun, onunla birleştin ve yeni bir yaşama
başladın. Senin yaşamına.
Sen geldin, her çocuk gibi, henüz insandan umudumu kesmediğim
mesajını getirdin. İki hücre bir mucizede birleşti. İkisinde de yirmi üç
kromozom ve her kromozomda yüzlerce gen olan, her biri gözlerinin renginden,
davranışlarına, beyninin ölçüsüne kadar senin özelliklerini taşıyan iki hücre.
Tek buyruğumla, babanın dört yüz milyon sperminden biriyle, annenin
ve babanın kromozomlarındaki yüzlerce genden birini birleştirip, her biri
diğerinden farklı, üç yüz bin milyar insan yaratabilirdim.
Ama kimi yarattım ?
Seni ! Tek bir tür. En nadide. Paha biçilmez bir hazine. Zihni, konuşması,
görünüşü, hareketleri, davranışları yaşamış, yaşayan ve yaşayacak hiç
kimseye benzemeyen.
Bir kralın hazinesine bedelken, kendini niye kuruşla ölçüyorsun ?
Seni aşağılayanları neden dinledin ? Daha da kötüsü onlara neden
inandın.
Artık nadideliğini karanlıkta saklama. Onu göster. Dünyaya göster.
Kardeşinin yürüdüğü gibi yürümeye, liderinin konuştuğu gibi konuşmaya,
vasatların çalıştığı gibi çalışmaya çalışma. Bir başkasının yaptığını yapma.
Asla taklit etme. Şeytanı taklit eden örneği aşar, iyiyi taklit eden
yetersiz kalır. Kimseyi taklit etme. Kendin ol. Nadideliğini dünyaya
göster ve onlar seni altınla yıkasınlar. İşte bu da ikinci kuraldır.
Hiçbir engelin yok. Sen sıradan değilsin. Kendini aldattığını kabul
et.
Sıradaki şikayetin ne ? Hiç mi fırsat çıkmıyor önüne ?
Öğüdümü dinle. Hepsi geçecek, çünkü sana her türlü işte, başarının
kuralını veriyorum. Yüzyıllarca önce bu kural atalarına bir dağın tepesinde
verilmişti. Bazıları kurala uydu ve yaşamları mutluluğun meyveleriyle,
başarıyla, altınla ve huzurla doldu. Çoğu dinlemedi, büyülü yollara
başvurdular, garip yollara girdiler, ya da yaşamın zenginliklerine
kavuşmak için şans denen şeytanı beklediler. Ümitsizce beklediler. tıpkı senin
gibi, sonra ağladılar, senin ağladığın gibi, şanssızlıklarını bana
bağlayarak.
Kural basit. Genç ya da yaşlı, dilenci ya da kral, siyah ya da beyaz,
erkek ya da dişi. hepsi sırrı kendi yararlarına kullanabilirler. Başarının
tüm o kuralları, sözleri, yazıları içinde yalnızca bir metot hiç başarısız
olmamıştır. Onunla bir mil gitmek için çaba gösteren, iki mil gider.
Bu, üçüncü kural. bu zenginlikler yaratan ve rüyalarından bile daha
öteye giden bir sır. Bir mil daha git !
Başarının tek yolu, senden beklenenden daha iyisini yapmaktır, işin
ne olursa olsun. Bu, dünya kurulduğundan beri her başarılı insanın
yaptığı şeydir. Kendini sıradanlaşmaya mahkum etmenin yolu, yalnızca
karşılığını aldığın kadarını yapmaktır.
Eğer aldığın gümüşten fazlasını vermişsen, aldatıldığını düşünme.
Verdiğin güzelliklerin bir terazisi vardır ; eğer bugün karşılığını almazsan,
yarın mutlaka on katını alırsın. Sıradanlık bir mil bile gitmez, neden
kendimi aldatayım diye düşünür. Ama sen sıradan değilsin. Bir mil daha
ilerlemek kendi rızanla elde edeceğin bir ayrıcalıktır. Yapamazsın, onu
engellememelisin. Eğer bırakırsan, diğerleri kadarıyla yetinirsen,
başarısızlığının tek suçlusu sen olursun. Sebep ve sonuç, araç ve
hedef, tohum ve meyve, bunlar ayrılamaz. Sonuç sebepten doğar ; hedef,
araçların içinde vardır ve meyve her zaman tohumundadır.
Bir mil daha git.
Takdir bilmeyen biri için çalıştığını düşünüp kendine dert etme. Ona
daha fazla hizmet et. Ve onun yerine bırak alacaklı olduğun ben olayım. O
zaman bileceksin ki her dakika her verdiğin ekstra hizmet benim tarafımdan
karşılığını bulacaktır.
Ödülün zamanında gelmeyecek diye endişelenme. Ödeme ne kadar
gecikirse, senin için o kadar daha iyi.
Başarıyı çağıramazsın, ancak onu hak edersin , ve artık onun az
bulunan ödülünü almanın sırrını biliyorsun. Bir mil daha git.
Sen benim en büyük mucizemsin.
Sen dünyanın en büyük mucizesisin.
Başarı ve mutluluğun üç kuralı var.
Şükretmen gerekenleri gör ! Nadideliğini ilan et ! Bir mil daha git !
Sabırlı ol. Bunlar göz açıp kapayıncaya kadar olmaz. Zorluklarla
kazandıkların elinde daha uzun süre kalır.
Yeni hayatına başlarken korkma. Her soylu başarı, risklerini de
beraberinde taşır. Birini kazanmaktan korkan, daha fazlasını hiç kazanamaz. Artık
bir mucize olduğunu biliyorsun, ve mucizede korku olmaz.
Gururlan. Sen dikkatsiz bir yaratıcının bir laboratuardaki deneyinin
ürünü değilsin. Anlayamadığın güçlerin esiri değilsin. Sen yalnızca benim
gücümün özgür bir dışa vurumunun, yalnızca benim sevgimin ürünüsün. Sen bir
amaçla yapıldın. Elimi hisset. Sözlerimi duy.
Bana ihtiyacın var. ve benim de sana.
Yeniden inşa edeceğimiz bir dünyamız var. Bunun için bir mucize
gerekiyorsa bundan bize ne? Her ikimiz de mucizeyiz ve şimdi birbirimize sahibiz.
Seni dev bir dalgadan alıp, çaresizce kumlara çarptığım günden beri
sana olan inancımı hiç kaybetmedim. Zamanı ölçmeye kalkarsan, bu beş yüz
milyon yıl önceydi. Otuz bin yıl önce kusursuzluğa ulaşana dek, bir çok
model, şekil, ölçü denedim. Bunca yıldır seni düzeltmek için hiç çaba sarf etmedim.
Bir mucize nasıl düzeltilebilir ki? Sen bir mücevherdin ve ben de
memnun olmuştum. Sana bu dünyayı ve hakimiyetini verdim. Sonra tam
potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim, evrendeki hiçbir
yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.
Sana düşünme gücü verdim.
Sana sevme gücü verdim.
Sana seçme gücü verdim.
Sana gülme gücü verdim.
Sana hayal etme gücü verdim.
Sana yaratma gücü verdim.
Sana plan yapma gücü verdim.
Sana konuşma gücü verdim.
Sana dua etme gücü verdim.
Seninle sınırsız bir gurur duyuyorum. Sen benim son eserimsin, benim en
büyük mucizemsin. Tam bir yaşayan varlık. Her iklime, her güçlüğe, her
zorlamaya uyum sağlayabilen. Benden yardım beklemeden kendi kaderiyle
başa çıkabilen. Kendisi ve insanlık için en iyiyi, içgüdüleriyle değil düşünceyle gösterebilen.
Böylece, başarı ve mutluluğun dördüncü kuralına geldik ; hiçbir meleğime vermediğim bir güç bu.
Sana seçme gücü verdim.
Bu armağanla seni meleklerimden de üst seviyeye koydum ; çünkü
meleklerin günahı seçme hakları yoktur. Sana kaderinin tüm kontrolünü verdim.
Kendi özgür iradenle kendi yaradılışının doğasını belirlemene izin verdim.
Ne cennete ne de dünyaya ait olmak zorundasın, kendini istediğin şekle sokmakta
özgürsün. En düşük yaşam biçimini benimsemekte özgürsün, ya da ruhunun
değerlendirmesiyle, en yüce formda yeniden doğabilirsin ki onlar ilahidir.
Senin yüce gücünü, seçme gücünü elinden almadım hiç. Bu inanılmaz güçle ne
yaptın ? Kendine bak. Yaşamında yaptığın seçimleri düşün ve hatırla, şimdi
o acı anları yaşamamak için bir şansın daha olsaydı, dizlerinin üzerine
çökerdin.
Geçmiş geçmiştir. Şimdi dördüncü büyük kuralı biliyorsun, mutluluk ve başarının dördüncü kuralını. Seçme gücünü akıllıca kullan.
Sevmeyi seç.nefreti değil.
Gülmeyi seç.ağlamayı değil.
Yaratmayı seç.yok etmeyi değil.
Azmi seç.vazgeçmeyi değil.
Yüceltmeyi seç.dedikoduyu değil.
İyileştirmeyi seç.yaralamayı değil.
Vermeyi seç.ertelemeyi değil.
Büyümeyi seç.bozulmayı değil.
Dua etmeyi seç.küfretmeyi değil.
Yaşamayı seç.ölmeyi değil.
Artık şanssızlıklarının benim isteğime bağlı olmadığını biliyorsun,
tüm güç senin içindeydi ve seni insanlıktan çıkaran davranışların ve
düşüncelerin senin yaptıklarının sonucuydu, benim yaptıklarımın değil. Senin küçük
doğan için benim güç armağanlarım çok fazlaydı. Artık büyüdün, akıllandın
ve toprağın meyveleri senin olacak.
Sen harikalıklarla dolusun. Potansiyelinin sınırı yok.
Yarattıklarımın içinde senden başka kim ateşi buldu ? Kim yerçekimi kanununu
keşfetti, gökyüzünü delip geçti, hastalıklara şifa buldu?
Bir daha asla kendini aşağılama.
Hiç bir zaman yaşamın kırıntılarıyla yetinme.
Bugünden itibaren asla yeteneklerini gizleme.
Bugünden zevk al.ve yarından, yarınlardan.
Sen dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirdin.
Sen yaşayan bir ölü olmaktan kurtuldun.
Artık asla kendine acımayacaksın ve her yeni gün senin için başarı ve neşe olacak.
Sen yeniden doğdun.Daha önce olduğu gibi, başarısızlık ve mutsuzluğu
ya da başarı ve mutluluğu seçebilirsin. Seçim senin. Seçim tamamen senin.
Ben ancak, önceki gibi, izleyebilirim.gururla.ya da acıyla.
O halde, mutluluk ve başarının dört kuralını anımsa.
Şükretmen gerekenleri gör.
Nadideliğini ilan et.
Bir mil daha git.
Seçme gücünü akıllıca kullan.
Diğer dördünü gerçekleştirebilmek için, bir şey daha yap. Her şeyi
sevgiyle yap.kendini severek, başkalarını severek ve beni severek.
Gözyaşlarını sil. Uzanıp elimi tut ve dik dur.
Bugün sana şu bildirildi ;
Sen Dünyanın En Büyük Mucizesisin...


..Alıntıdır..

31 Aralık 2010 Cuma


Bu akşam "yeni yıl"..

Gezegendeki herkes için bu gün bir şekilde diğer günlerden farklıdır,boktan bir yıl geçirmişseniz bitişini kutlarsınız,rakamlardaki değişiklik çok önemlidir...umut demektir..Harika bir yıl geçirmişseniz eski bir dosta veda edercesine veda edersiniz ve yenisini de umutla karşılarsınız..

umut....insanların benzinidir...o yoksa yarımsınızdır..

"Şey"lere anlam yükleme konusunda büyük üstat,insan..

2010 yılı,başlangıcından itibaren benim için tek bir kelime:
"challenge"..her konuda..
Birikmiş ve tamamlanmamış derslerin,yüzleşmelerin,sorguların ve keşiflerin yılıydı..
Bu karmaşa bana harika hediyeleri de beraberinde getirdi elbet..
Müzikle ve enstrümanımla barıştım tekrar ,
Güzeller güzeli ruhlarla tanıştım..
Kendimizi daha değerli hissetmek için etrafımızı donattığımız illuzyonlarla yüzleştim,yüzleşiyorum hala..
Tüm hastalıkların kaynağının zihinsel sebepler olduğunu bir kez daha "sıkı" bir biçimde deneyimledim..
Kafamın içi nasılsa dışı da aynen öyleymiş;
korkularım tezahür ettikçe bir bir,gördüm...
Tüm yaşamımızda olan "iyi"-"kötü" herşeyin ve yaşamımıza giren tüm ruhların ve olan herşeyin nasılda birbiriyle bağlantılı,girift,iğne oyası gibi muazzam bir sistem ve kavramakta zorlandığımız bir düzen içerisinde tezahür ettiğini deneyimledim..
Bir dostun dediği gibi "başkalarının tekamüllerine müdahale etmemeyi" öğrendim..=)
Güçlülerin içindeki güçsüzü,cesurların içindeki korkağı,güzellerin içindeki çirkini ve çirkinlerin içindeki güzeli gördüm.
Kişileri ve olayları "değerli" ya da "değersiz" kılanın sadece ben olduğumu gördüm..
Her şeyin değiştirilebilir olduğunu öğrendim..

Cesaret korkmamak değilmiş,korkuna rağmen adım atmakmış,gördüm..

"Gitmek" ve "Kaçmak" arasındaki incecik çizgiyi gördüm..



Güzel yılmış 2010,

2011 de,ektiğimiz tohumların filizlenmesi dileğiyle..

yeni başlangıçlara...


=)

30 Kasım 2010 Salı


Kendiniz olma özgürlüğüne sahip misiniz?


Demek istediğim..Ne kadar ileri gidebilirsiniz,kim olduğunuzu görebilmek için?..kuşkusuz çok uzaklara gidebilirsiniz,dağları,denizleri aşabilirsiniz,olabildiğince insanı kendinizle beraber harcayabilirsiniz..dünyevi bütün yüklerinizden,size yük gelen ne varsa,işiniz,paranız,eviniz,kıyafetleriniz hatta arkadaşlarınız,"dost" larınız,KENDİNİZ =) vs...hepsini bırakabilirsiniz...
"ÇIRILÇIPLAK" mısınız gerçekten???? ...gerçekten mi...????
En çirkin yüzünüzle yüzleşebildiniz mi?En zayıf yönünüzle?Size zarar verdiğini düşündüğünüz insanlarla yüzleşebildiniz mi?.Onlar bu konuda size en iyi "aynalık" yapanlardı çünkü..Size hizmet ettiler ve siz de onlara..Gördüğünüz herşey sizde mevcuttu..bunun için yaşandı onca acı,kavga,gürültü ve güzel şey tabii ki..Biliyor musunuz?...
Yüzleşebilir misiniz bununla?...
"Hayır bu ben değlim,olamam,bu benimle ilgili değil!!!" demeden önce dönüp bir an için bakmaya cesaretiniz var mı?
Bir insandan sizi sevmesini istemeden önce kendinizi ne kadar sevdiğinize dönüp bakmaya cesaretiniz var mı?Ve cevap ne kadar vahim olursa olsun yüzleşmeye?..
Cevap vermeden önce durup düşünün..gerçekten öyle mi?..
"Dürüst" olmak ne demek?"Yalansız" olmak..Dürüst olmak özgürlüğe giden tek yol..Başka yol yok,gidilebilecek daha uzak bir yer yok,en uzak yer gidebileceğiniz;içinizdeki en derin yerdir..

Ben bugün ağlıyorum..çocuk gibi..en derindeki "ben" i gördüm çünkü..göz göze geldik ve gerçekten "baktık" birbirimize.."yalansız"..öfkelendim,"hayır" dedim,"bu ben miyim?"..
evet..bendim..birşeyi bilmek başka onu kabul etmek ise bambaşka birşey..ezber bozdum ben bugün..hep gördüğüm şeye "bakmayı" denedim bugün..ve onu "iyi,kötü,çirkin,güzel,başarılı,başarısız vs.." olarak niteleyenin de sadece ve sadece ben olduğumu,bütün bu yaftaları,yargıları kaldırdığımda olan ve varolan herşeyin,sadece "ben" olduğunu ve yine aynı "ben" den kaynaklandığınıi gördüm..

işte bu yüzden ağlıyorum..tarafsız olmak zor çünkü,yargısız olmak sadece ve sadece dosdoğru "bakabilmek" gerçekten zor..etiketlemeden,yorum yapmadan..

Bugün,
Bu fırsatı bana tanıyan,beni hiçbir zaman yargılamayan ve ne olursa olsun ne yaparsam yapayım beni gerçekten "koşulsuz" seven,"koşulsuz" dinleyen,ben kendimden ümidi kesmişken ve onun "koşulsuzluğuna" zerre kadar sahip değilken bile benden ısrarla ümidini kesmeyen,hayatıma girdiği için bin kere şükür ettiğim güzeller güzeli "ruh" a,,

Beni yargılayarak,suçlayarak,acıtarak aslında kendi "bakışıma" ayna olan bütün güzeller güzeli "ruh"lara,

Uzun zamandır ve bir süredir yaşamıma girmiş olan ve kendimi gerçekten sevmediğim zamanlarda beni km'lerce ötelerden,telefonun bir ucundan ve yanıbaşımda sevgi bombardımanına tutan,bütün acımı sıkıntımı paylaşarak bana bıkmadan usanmadan ısrarla "ben"i hatırlatmaya çalışan bir avuç dolusu güzeller güzeli "ruh"a..

Bu dünyadaki en büyük derslerimden biri olan (tam olarak verememiş olsam da),bilinçli olarak seçtiğimi artık çok iyi bildiğim =) birbirlerine ak ile kara kadar zıt güzeller güzeli anne-babama,,

Ne kadar sırtımı dönmeye çalışsam,çatışsam da türlü manevralarla hep yolumun kesiştiği ve nefes almamı sağlayan mucizeye.."müziğe"...

Teşekkür ederim..



















1 Temmuz 2010 Perşembe



"...ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatları feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı??....."

Bir varmış bir yokmuş...

Sadece başlangıç varmış,sonu ise kimse bilmemiş bugüne kadar,son bilinmezmiş..
Başlangıçta sadece "o" varmış,saf ışıkmış saf potansiyel..herşeyi,bugüne kadar varolmuş ve olmamış herşeyi içinde gizliyormuş..
ama yalnızmış ve paylaşmak istiyormuş,çoğalmak,genişlemek...
Bir oyun oynamaya karar vermiş,kendini parçalara bölücekmiş ve o parçalarda kendilerini parçalara bölüceklermiş,ve onlarda,sonra diğerleride...
parlak ışık taneleri.."o" nun gibi,"o"nun gücünde,"o"ndan parçalar...oluşmuşlar.."ilk"lermiş..
sonra ikiye bölünmüşler "eş" ler oluşmuş..
ve onlarda bölünmüşler.."ikizler" oluşmuş..
"aileler".......

Ama oyunun bir kuralı varmış,parçalar oluştukları anda nereden geldiklerini ve kim olduklarını unutucaklarmış ve yaşam boyu,yaşamlar boyu birbirlerini arayacaklarmış
"tamamlanmak" için...
Çünkü her parlak ışık doğduğunda kendini "yarım" hissederek doğarmış,...
"o" bunu biliyormuş,bu yüzden aynı "aileden" olan her ışığa birbirlerini tanıyabilmeleri için bir "işaret" koymuş,bir çeşit "parmak izi"..
Birbirlerini bulabilmeleri için....
o kalabalıkta...

Tamamlanmak için...

Ama tamamlanmak zormuş,çünkü "aynı" olmak aynaya bakmak gibiymiş,
ve aynaya bakmak en zoruymuş...

sonra ne mi olmuş?

dedim ya başlangıç var sadece son yok,hikaye devam ediyor,

tamamlanana kadar....


25 Haziran 2010 Cuma




Ne zamanlar ama....bizi şekillendiren zamanlar bunlar...sıfır noktasındaymışız gibi hissettiğimiz,hergün ölümlere,kavgalara,açmazlara uyandığımız,güneşi görmeyi beklerken,yağmurlara,hırçın havalara yakalandığımız zamanlar...kararlar,karasızlıklar,sorular,sorunlar içinde yüzdüğümüz zamanlar..."bir öyle bir böyle" zamanlar...
Dünya değişiyor ve bizde öyle..hızla hem de...hergün aynı gün gibi ama değil,hissettiğimiz şeyler aynı ama dokunuşlar farklı,hiçbirşey aynı kalmıyor ,hep böyleydi belki ama şimdi farklı olan bişey var etrafta..siz de hissetmiyor musunuz?
siz de birilerinin,bişeylerin arkanızdan ittirdiğini farketmiyor musunuz?Sıkıştığınızı hissetmiyor musunuz zaman zaman?
kızıyorsunuz,kızıyoruz,üzülüyoruz,yoruluyoruz,"yeter" diyoruz,ama yürümeye devam ediyoruz,bazen adımlarımız düşündüğümüzden daha hızlı,ayaklarımız bizi götürüyormuş gibi,bazen inadına yavaş,varamayacakmışız gibi...
Sürüklendiğinizi,birşeylerin sanki biryere ulaşmaya çalışıyormuşsunuzcasına sizi çekiştirip durduğunu hissediyor musunuz?
Bütün bunların nereye varacağı sorusu belirmeye başladı mı kafanızda yavaş yavaş..ya da var mı öyle bir yer..ya da belki herzaman sorduğunuz "neden?" sorusu artık farklı bi içerik kazanmaya başladı?...
Rüyalarınız ne alemde? =)
başağrılarınız ?
boyun ağrılarınız?
alışkanlıklarınız?
Kendinizi farklı hissetmiyor musunuz?
Havayı koklayın,bulutlara bakın,dünyanın sesini dinleyin,gezegenin sesini, özellikle geceleri...

Sonra size bir masal anlatacağım....=)




8 Haziran 2010 Salı




Bütün parametlerim değişti..hayata bakış açım,alışkanlıklarım,düşüncelerim herşey..
Artık daha önce yaptığım şeyleri yapmak,gittiğim yerlere gitmek,bana neredeyse hiçbirşey ifade etmiyor..içimde kocaman bir yer açıldı..ama bomboş..o yeri açmak için katlandığım zorlukların,değişim için yaşadıklarımın zor olduğunu sanırdım,ama asıl zor olan o boşluğu doldurmakmış..
Düşünsenize,yeni doğmuş bebek gibi,yürümek için önce emeklemek gerek,tekrar tanımlamak,herşeyi..bütün kavramları,değerleri,ilişkileri,aşkı..
Eskiden elimde bilmemkaçbin ytl lik makinayla sokaklarda fotoğraf çekerdim mesela..şimdi istemiyor canım..
Her yaz gittiğim yerler sonra,kafa dinlemek için,bir avuç sessizlik için,doğada olmak için çadırımı alıp,basit ve güzel olanı yaşamak için gittiğim ve çıkışta kredi kartıyla yüzlerce ytl bayıldığım yerler..ne yapıyoruz??Bütün maddi değerleri bırakıp "kendimiz" olabilmek için,topraklanabilmek için doğaya gidiyoruz..ve doğada yaşamak için para ödüyoruz,nedemek bu?Nasıl bir kavram karmaşası?
Evim,evim çok büyük geliyor gözüme,sahip olduğum kıyafetler ve onca zamandır içerisinde boş boş yaşamımı sürdürdüğümü ZANNETTİĞİM konforum..o kadar fazla,o kadar gereksiz..ne çok "şey" lerle donatmışız kendimizi..daha değerli hissetmek için,daha güvende hissetmek için allayıp pulladığımız onca şey..
Ve işim..sahip olduğum işlerimiz..ne için yapıyoruz?kaç kişi gerçekten etrafına hizmet edebilmek için yapıyor işini?Kaç kişi alacağı parayı gözetmeksizin tutkuyla yapıyor işini??Ben söyleyeyim size,neredeyse yok denecek kadar az işini gerçekten severek ve tutkuyla egolarından sıyrılarak yapabilen..üzülüyorum,halime,hallerimize..
Bugüne kadar sürdürdüğüm hayat ve şu karşımda duran tablo hoşuma gitmiyor hem de hiç..bunu değiştirmeye karar verdim ne pahasına olursa olsun..korkudan dizlerim titriyor bakmayın bu cengaver hallerime..çünkü yepyeni bir yol çizmem gerek ve yepyeni bir hayat kurmalıyım kendime,içimden geldiği gibi,tek istediğim ne yapacaksam tutkuyla yapmak istiyorum ve bana olduğu kadar bütüne de faydalı olsun istiyorum..ne kadar sürerse sürsün ve ne pahasına olursa olsun yapacağım bunu,kararım kesin..
kim söylemiş bilmiyorum ama "cesaret korkmamak değildir,korkuya rağmen adım atabilmektir" demiş,gerçekten de öyle..korkmamayı beklersek çok geç kalmış olabiliriz,olabilirim..
ve tabii ki içimden çıkmayan,hep orada bazen sessizce,bazen de gümbür gümbür içimi titreten..varlığına alıştım aslında,hep orada olucaksın biliyorum..zamanla esrikleşsen de,kaybolmaya yüz tutmuş gibi olsan da hep oradasın,sesini hep duyuyorum,kokunu hep alıyorum..çok şeyi kabullendim,bazı şeyler kaldı hala elbet ama olsun içimdeki yerini kabullendim birkere,rüyalarımı kabullendim sonra,artık eskisi gibi sızlamıyor içim..zaman zaman giren küçük kramplar gibi diyelim =)..

Daha çok yol var,yol uzun,bitmez öyle kolay kolay,bakalım neler getirecek o yol,herşeye rağmen seviyorum ben o yolu..babamın dediği gibi "önce kendini yoketmelisin o yolda,çırılçıplak kalmalısın"..en zoru..ama baba öğüdü bu,dinlemeden olmaz,denemeden olmaz..